* Nasıl Radyo Amatörü Oldum ?.

Orta okul birinci sınıfta başladı benim radyoya merakım. Hep düşünürdüm uzaklarda konuşan bir kişinin nasıl oluyor da Bir kutunun içerisinden sesi duyuluyor diye. Bu düşünce beni günlerce oyaladı durdu. 

       Bir gün ders çalışmaya gittiğim Kayseri İl Halk Kütüphanesinin kitap listesini karıştırırken gözüme “Radyo” kelimesi ilişti. Şaşırmış, başlığı sevincimden okuyamamıştım. Tekrar okuduğumda “Pilsiz, elektriksiz çalışan radyo” yazıyordu. Merakım ve sevincim iyice arttı. Zira o zamanlar pek az bulunan lambalı, bataryalı radyoların elektrikle çalıştığını gözlemlemiştim. 

        Kitabı okumak ve not almak için, eve götürmek amacıyla kütüphane sorumlusuna yalvarışım sorumluyu da duygulandırmış olmalı ki, adres bilgilerimi alarak kitabı verdi. Sanki uçarak eve gelmiş, bir çırpıda kitabı baştan sona okumuştum. 

        Kitapta, kurşun sülfür madeninin (galen) bir yarı iletken diyot gibi özellik gösterdiğini, ucu sivri bir metalle çeşitli yerlerine değdirerek en güzel diyot özelliği görecek yerini bulabileceğimizi, bundan sonra da 20,30 metrelik uzun bir teli anten yaparak, üzerinde toplanacak radyo sinyallerini, bu diyot vasıtasıyla sese çevirip kulaklıkla dinleyebileceğimizi söylüyordu. Ümidim kırılmıştı. Nereden bulacaktım bu galen madenini. Öğretmenime, babama ve bilgili insanlara sordum ama nafile. Hiç birinden somut bir cevap alamadım. 

          Bir gün gezerken gözüm Etibank’ın vitrinine ilişti. Orada topraktan çıkartılan bazı maden örneklerini koymuşlardı. Altlarında isimleri vardı. Birinin altında ise Kurşun sülfür- Galen yazmakta idi. Bir daha bir daha okudum yanlış okumayayım diye. Sanki rüya görüyor gibiydim. Soluğu müdür beyin yanında almıştım. Tıpkı kitap gibi, galen için de ısrarlı yalvarışlarda bulundum. Müdür dayanamadı ve görevliye bir parçasını kırıp bana vermesini söyledi. Dünyalar benimdi artık. Şimdi sırada 20-30 metre tel bulmalıydım. Aklıma telgraf telleri geldi. O zamanlar tren istasyonların telgraf telleri vardı. Bir kabloyu soyarak içini çıkarttım,  bir taşa bağlayarak ta sallayıp tellerin üzerine atıp doladım. Telin bir ucunu da toplu iğneye sararak galenin çeşitli yerlerine değdiriyordum. Babam demiryolcu olduğundan, onun vasıtasıyla istasyonlarda telgraf memurlarının kullandığı kulaklıklardan bir adet temin etmiştim. Daha galenin birkaç yerine dokunmuştum ki o zamanın en güçlü radyolarından Moskova radyosunu dinlemiştim. O gece sabaha kadar radyo kabusları gördüm. 

            O kitap bana radyo sinyallerinin ses sinyallerinden ayırmayı öğretmişti. Artık bu benim temel bilgim oldu. Liseyi bitirme yıllarında transistorlar yeni yeni çıkıyordu. Sabun kutusunun içine reflex radyo yapıp, uzun dalga Ankara radyosunu dinliyor, fen hocama gururla gösteriyordum. Fen hocam öğretmenler odasına götürüp radyomu diğer hocalara göstermiş, hocalar beni takdirle karşılayıp sohbet ediyorlardı.

              Kayseri lisesine fen hocamızın da nezaretinde Lambalı kısa dalga radyo vericisi yapıp 15 gün deneme yayınları yaptık ama, devamlı yayın için Ankara’dan izin alamadık. O yıllarda 3222 sayılı telsiz kanunu ile elektromanyetik radyo dalgaları yayınlamak yasaktı. Tabi biz merakımızı yenememiş. Benim gibi meraklı birkaç arkadaş ile ostim hurdalığından aldığımız kristallerle, lambalı radyo vericisi yaparak evden eve konuşuyorduk. Bu merakımızı, telsiz kanunu çıktıktan hemen sonra, haberimiz ancak olan, ikinci imtihanda Amatörlük serifikası alarak taçlandırdık.  

Servet Ekinci, TA7S,  73’s